Tohum

Eskiden cebimizde kumaş mendiller olurdu. Babaannemin beyaz mendilinde kırmızı, yeşil, mor, kahverengi lekeler olurdu. Annem kaynatsa da çıkmazdı o lekeler ve atmak isterdi ama babaannem attırmazdı. Kalsın onlara tohum saklıyorum derdi. Meğer çekirdeği olan yemişleri yedikten sonra çekirdeğini cebindeki mendile sarar ve tohum diye saklarmış. O yüzden mendili o meyvelerin lekeleriyle dolu olurdu.

Hatırlıyorum birini ziyarete giderken meyve götürürdük ve bez torbalarımız vardı, bohça derdik ve sepetin içine sererdik. Onlarda aynı lekeler vardı. Çünkü bir tarafı çürük diye hiçbir meyve atılmazdı. Yerken çürük kısmını bir ısırıkla ayıklar, yemeye devam ederdik.

O kopardığımız çürük kısım da çöp olmazdı, çekirdekler de çöpe atılmazdı. Zaten köy evinde çöp kutusu olmazdı. Bahçeye gübre olsun diye atılacaklar, inekler için ayrılanlar ve tavuklara yem olanlar tasnif edildikten sonra kalan ne varsa kedi, köpek ve biz yerdik.

Babaannem çekirdekleri cebindeki mendillerde kuruttular sonra ormana gittiğinde atardı sağa sola. Senede bir odun için ağaç kesmeye gittiğimiz ormanda vişne olsa kim yiyecek ki diye sorduğumda, hep biz mi yiyelim, biraz da kuşlar yesin derdi. Odun kesmeye giderken baltasını ve hızarını (iki kişinin kendine doğru çekerek kullandığı testerenin lazcası) beze sarmasının sebebi de ağaçlar görüp üzülmesin diyeydi. Biz güzel insanların tohumlarıydık, ne ara baltanın sapı misali kendimize zarar verir hale geldik ve ne ara kendi bindiğimiz dalı keser olduk?

error: Paylaşmak için izin aldın mı???