Sevgi Bulaşığı

Bulaşacaksa Sevgi Bulaşsın

Geçmiş gün deyip ne çok şeyi hatırlıyoruz son zamanlarda, yad ediyoruz. Sanırım yaşlanıyoruz. Geçenlerde internette dolaşırken (ki bu günlerde dolaşabildiğimiz tek yer internet, anlatırım bir ara) ‘’Kaç ündür hayattasın? Hesapla’’ yazan bir linke tıkladım. Can sıkıntısı işte ne yaparsınız. Tam tamına 17.215 gündür nefes alıyormuşum. Ve vermişim de doğal olarak. Umarım bir bu kadar daha sağlıkla nefes alıp verebilirim. Dün bir arkadaşıma bahsettim bu yaptığımdan, malum zor bir süreçten geçiyoruz hep birlikte. Nefes alamayarak öleceğimiz bir virüs belası var başımızda ve hepimiz korkuyoruz. Zaten ölmek demek nefes alamamak değil midir? Sonuçta ölüm hep vardı ve hayat kadar gerçekti. Öldüğümüzde nefes almayacaktık ya da veremeyecektik mi demeli bilemedim. Nefes alamamak veya verememek, sonuçta nefessiz kalma düşüncesi ürkütücü. Ve bunun bu kadar yanı başımızda olması çok daha ürkütücü. Hani derler ya, ölümle burun buruna gelmek gibi… Öyle hissettiriyor. O an geldiğinde, tüm hayatımızın gözlerimizin önünden bir film şeridi gibi akıp geçeceği söylenir ya, işte öyle bir film izliyor gibiyiz bu günlerde. Adını anmayacağım bu yazıda, onu dillendirmeyeceğim çünkü çok fazla duyuyoruz zaten. Sırf bu sebeple evlere kapandık. Sosyal izolasyon denilen yeni bir olgu var artık hayatımızda. Biraz sakinleştik, sadeleştik ve kendimizle vakit geçirme şansı bulduk ama bir de hayatın gerçekleri var, alışkanlıklar var. Hadi alışkanlıklar geçelim, ihtiyaçlar var. Bir de özgür olamama hali var ki bu en zor olanı ama hepimizin iyiliği söz konusu olduğunda farklı başka pencerelerden de bakabiliyormuşuz hayata bunu fark ettik. Uzun zamandır ihmal ettiklerimizi çıkardık bohçamızdan, ertelediklerimizi döktük önümüze. Bir kısmımız çalışmak zorundaydı, onları destekledik. Camlardan, balkonlardan alkışladık onları, en önemlisi hiç tanımadığımız insanları bile dualarımıza dahil ettik. İnsan olmayı hatırladık. Umuyorum öyle olmuştur.

 

Kendi adıma söyleyebilirim ki uzun zamandır ihmal ettiğim sohbetlerim varmış benim de bir çoğumuz gibi. Fark ettiğimde ve fark edildiğimde uzun uzun sohbetler ettik telefonlarda, sesli ve görüntülü olarak konuştuk. Neredeyse konuştuğum her arkadaşım ‘’sen risk grubundasın, dikkat etmelisin’’ dedi. Evet biliyorum, bu yüzden de sosyal izolasyonu başından beri destekliyorum. Hem kendim için hem de başkalarını riske atma tehlikesinden uzak durmak adına dikkatli davranmaya çalışıyorum. Ama güzel şeyler de yaşıyorum. Yazıyorum, çiziyorum, örüyorum, izliyor ve dinliyorum. Uzun zamandır ertelediğim ev içi organize işler çeviriyorum. Yer değişiklikleri, ergonomik kullanım revizeleri uyguluyorum evde. Kısacası kendimle vakit geçiriyorum ama oyalamıyorum da kendimi. İşe yarar aksiyonlar gerçekleştiriyorum. Ben bunu sık sık yapardım zaten. Bu arada en çok düşünüyorum, düşlüyorum, hayaller kuruyorum her zamanki gibi. Özlediklerimi düşünmek yerine telefonla arıyorum, sonra ararım deyip araya başka şeyler girmesine izin vermiyorum. Çok da iyi ediyorum.

 

Dün bir arkadaşımla sohbet ettik. Uzun uzun eski günleri konuştuk. Yarınlara dair planlar yaptık, sözler verdik birbirimize. Yine antin kuntin şeyler peşinde misin eskiden olduğu gibi diye sordu. Ne gibi dedim. Ne bileyim dedi, senin var ya öyle enteresan bilgi çöpçülüğün, her konuda bir şey biliyorsun. Lazım olsa da olmasa da hep bir şeyleri araştırıyorsun, hani öyle şeyler dedi ve güldü. Dün yaptığım ‘’doğduğumdan beri kaç gün nefes aldım’’ araştırmamı söylediğimde ise birlikte gülüştük. Ya, bundan bahsediyorum işte dedi. İnsanın aklına bu neden gelir ki diye sordu. Bir de sigarayı bıraktığın kaç gün oldu peki, baktın mı diye sordu. Hiç aklıma gelmiyor aslında bir zamanlar sigara bağımlısı olduğum ama benzer bir hesaplamayı geçen sene yapmış ve ne kadar para harcamadığımı bulmuştum sanırım dedim. Birlikte yeniden hesapladık. Tam 6 yıl 338 gündür hayatımda sigara olmadığı için şükrettim bir kez daha. 21 Nisan 2013 tarihini ajandama kaydettim, hatta kutlama yapalım diye hatırlatma bile ayarladım. Dile kolay 2530 gündür temizim ve gülümsüyorum çünkü bunu yaptığım için çok mutluyum. Arkadaşım içmeye devam ediyor ne yazık ki ama bırakabileceğini biliyor artık. Çünkü ben bıraktım, herkes bırakabilir. Bu arada sigara içtiğim günlerde, benim yüzümden dumanına maruz kalan tüm arkadaşlarımdan tek tek özür diliyorum karşılaştığımda ama atladığım varsa bu yazıya onları anmak istiyorum. Kokusuna, dumanına katlandıkları bir yana ben sigaramı içerken onlardan çaldığım tüm zamanlardan ötürü özür diliyorum buradan da. Geri gelmez o günler biliyorum ancak bundan sonrası için söz verebilirim. Bir daha onların sağlığını hiçe saymayacağım…

 

Bu sabah uyandığımda aynı siteye başka bir tarih yazdım. Tam on dört yıl öncesine ait bir tarih. Yılları sayarsın özlemle ama geri dönmeyecek biri için gün saymazsın, sayamazsın. Ben de onsuz geçen günlerimi saymadım ancak onsuzluğu hep yaşadım. Sonra öyle bir şey oldu ki aslında hiç de onsuz olmadığımı anladım. Yalnız olduğumu hissettiğim çok zamanlarım vardı benim ama çok fazla yalnız kalmıyormuşum aslında, onu anladım. Babam öldü benim. Küçük bir kız çocuğu değildim onu kaybettiğimde, 33 yaşımdaydım. Ama kız çocukları bilirler ne demek istediğimi, yaşınız kaç olursa olsun babasız kalırsınız ve bu konuda hiç büyümezsiniz. Ben de büyümedim. Babam öldü ve ben onun küçük kızı olarak orada kalıverdim. Babasız kaldım. Öyle olduğumu sandım. Dün geceye kadar.

 

Dün gece bir dostumun benimle paylaştığı bir fotoğraf ile kendime geldim. Ben aslında hep babamla berabermişim. Bazen onunla konuşurken buluyordum kendimi, ölmüş olmasına rağmen. Çoğu zaman ağlarken hatırlıyordum onu ve ona kızgınlığımı haykırıyordum yüksek sesle. Sanki yaşadıklarımın suçlusu oymuş gibi bağırıp çağırıyordum. Bazen de sessiz bir köşeye çekilip, yaşasaydı karşılıklı konuşamayacağımız şeyleri anlatıyordum ona. Kimse bilmiyordu onunla beraberliğimizi ve bu yüzden ben kendimi babasız zannediyordum. Oysa ben babasız falan değilmişim. Benim bir babam var. Yaşamıyor ama var.

 

Burada yazmaya ara verdim çünkü kaçınılmaz olan tahminimden de erken geldi. Anladınız. Gözyaşı, fizyolojik bir ihtiyaç içindir ama böyle zamanlarda akması yüreğin dile gelmesidir. Nasıl ki yağmurların yere düşmesinin sadece toprağı ıslatmak için olmadığına inanıyorsam ve nasıl ki bir kuşun kanadından düşen tüy sırf gökyüzünden geliyor diye alıp saklıyorsam gözyaşının da ilahi bir görevi olduğunu biliyorum. Bulutlardan gelen yağmur da göklerden gelen tüy de fiziksel değil ruhsal bir eylemdir bana göre. Göklerdekilerin yeryüzüne dokunuşudur. Belki de o yüzdendir dilerken, isterken, ağlarken, şükrederken ve umut ederken göğe bakmamız.

 

Ben de öyle yaptım. Arkadaşımın çocuklarının baba hasretinin bitişine şahitlik ederken göğe baktım ve dünyadaki tüm çocuklar için dua ettim. Onların baba sevgisini diledikleri gibi yaşamalarını diledim. Bir de bu konuda yazmak istedim. İçimden geldiği gibi yazmak ve paylaşmak istedim. İnandım ki birileri yazdığımı fısıltıyla dahi okursa, bir kız çocuğu ya da bir baba belki birbirlerini kucaklarlar. Bu günlerde fiziksel temas her ne kadar riskli olsa da bir sevecen bakış ile de kucaklaşabilirler veya birinin yüzüne bir gülümseme oturabilir. İşte gülümseyen bir dudak, gözün de gülümseyerek bakmasına sebep olabilir. Bir şeyler bulaşacaksa sevgi bulaşsın, gülümseyerek. Merhamet bulaşsın. Babasını kaybeden çocuklar bilsin ki babalar ölse de çocukları asla babasız kalmaz.

 

Dün geceden bu sabah ulaşan satırlar ile anıyorum seni babacığım. Ölüm dediğin bile ayıramamış bizi. Yeter ki unutmayalım birbirimizi ve  sevdiğimizi…  

 

Yokluk aslında var demektir

İyi bilirim Babasızlığı

Babamın ilk öğrettiği şeydi

Çocuktum babam öğretti bana bunu

Gurbete kızdım, o gitti kızdım, ben gittim yine kızdım.

Çünkü çocuktum ve babasızdım…

 

Büyüdüm yine babam öğretti

Kız çocukları hiç büyümez diyemeden ölüm geldi ve babam gitti

Ölüme kızdım, o öldü diye kızdım, ben kaldım diye kızdım

 

Baban ölünce yetim kalmıyorsun

Yetim olduğunu her hissettiğinde

Babanın öldüğünü hatırlıyorsun

İşte bu yüzden kızdım

 

Babasızlığı çok iyi bilirim ben

En iyi bildiğimdir babasızlık benim

Hatırlatanlara kızdım, unutanlara kızdım

Onların hiç suçu yok, onu da çok bilirim

Beni babasız bırakan onlar değil ki onlara ne derim

Sarılın babanıza, öpün yaşıyorsa

Arayın, konuşun şimdi hatta

Ya da benim gibi yapın

Kız çocuklarının babalarına sarıldığı bir fotoğrafa bakın ve gülümseyin

Ve söyleyin ‘Ben babasız değilim’

Çünkü yok dediğim şey vardır aslında.

Var olmasa nereden bilirdim yokluğunu, yok olduğunu

Ben babasız değilim ve hiç olmadım.

Babam hep vardı, sadece yanımda olamadı… 

 

 

 

error: Paylaşmak için izin aldın mı???