Gelmekle anlatılan şeyler

İki ayrı şehirde yaşayan iki kadın, birinin özlediği, diğerinin de özlemek istediği şehirle ilgili yazmaya karar vermesiyle başlayan bir yolculuğa çıkarlar. İkisinin de varmak istediği yer farklı olsa da yolları aynıdır. Ya da yolları farklı, varmak istedikleri yer aynı. Aynı olsun olmasın, farklı olsun olmasın değişmeyen bir şey vardır. Gelecek olan, giden, kalan her ne varsa iki kadın ve bir şehir ile alakalıdır.

 

Farklı şehirlerde yaşasalar da bir nefeslik mesafedeymiş gibi hissedilen günlerden bir gün kadınlardan biri diğerine bir günaydın mesajı gönderir sesli olarak. Diğer kadın da yazarak cevap verir.

‘Günaydın’

Neşeli, kendi cevaplarını da verdiği sorulu ve günün planını da içeren bir ses kaydı ile günaydın diyen Ferengis, Fatma’dan hiç beklemediği türden bir cevap alınca şaşırdı. Her ikisi de oldukça fazla konuşan türden yaratılmışlar olarak Fatma’ nın kısacık cevabına rağmen günün koşuşturmasına başlayan Ferengis kayıtsız kalamadı ve önce yine bir ses kaydı ile, cevap alamayınca da telefonla arayarak bu duruma müdahale etti.

 

Birbirlerini gün içerisinde yoklayan, nefeslendiren, motive eden, haberdar eden bu iki kadın çok konuşsalar da bunu birbirlerini telefonla arayarak yapmazlardı. Ender durumlarda bu yönteme başvurdukları için de ender bir durum yaşanmış olması gerekirdi ki bu sabah öyle olmamıştı. Tamamen sıradan bir günün yoğunluğu ve elindeki sabah telaşesinin bulaşığı yüzünden Fatma’nın sonraya bıraktığı iletişimi, dostuna gereksiz endişe yüklemişti. Neyse ki izahatı kısa sürdü çünkü birbirlerine kendilerine bile olamadıkları derecede dürüst davranıyorlardı. Telefonla çok sık konuşmayan, daha doğrusu geleneksel yöntemle konuşmayan bu iki kadın anlatacak uzun meseleleri olmadığında ve acil durumlarda birbirlerini ararlardı. Diğer durumlarda ise yazışır ya da ses kaydı ile birbirleriyle sürekli irtibatta olurlardı. Öyle ki aradaki bu ses kayıtlarından neredeyse bir kitap, belki de bir film senaryosu bile çıkabilirdi.

 

Hazır aramışken kısa bir hâl hatırdan sorduktan sonra hızlıca konuya girdi Ferengis. Baharın gelişiyle birlikte yeni karalar, yeni hedefler, yeni hayaller için ne dersin diye sordu Fatma’ya. Her zaman yaptıkları gibi bir konuşma geçti aralarında. Zaten bir süredir kendilerini, birbirlerine cevaplarını bildikleri soruları sorarken buluyorlardı. Ve gülüyorlardı. Yine gülüştüler sabah sabah. Yılbaşı değil, doğum günü değil, hıdrellez günü değil hayal panosu yapmaya karar verdiler. Kararların en iyi alındığı gündür Pazartesi ama uygulama genellikle o gün olmaz dedi Ferengis. Fatma da Salı sallanır, yarın başlayalım mı o zaman, hem güzel şeyler sallansın hayatımızda biraz da dedikten sonra anlaştılar yarın için.

 

Yarın yapacakları şey için bu geceden yola çıkmak gerekiyordu. Saat 21.00 için sözleştiler. İlk defa böylesine kesin bir saat belirlemişlerdi. Genellikle sabah uyandığımızda, öğlen yürüyüşüne çıktığımızda, akşam kahvesi içerken, gece yatmadan önce şeklinde zamanları vardı bu kadınların. Hiç sabah 08.00, öğlen 13.00 ya da bu sabah yaptıkları gibi gece 21.00 diye net bir saat belirtmezlerdi birbirlerine. Bu her anlamda ilk yaşananların ilkiydi.

 

Enteresan olan ikisinin de gerçek anlamda bir işi olmamasına rağmen, tüm zamanlarını dolduran uğraşları vardı. Sonuçta iş demek maddi kazanç sağlamak demekti. Bu kadınların kazançları farklıydı. Sabah birbirlerine ‘’güzelliklerle gelsin gelecek olan’’ dedikten sonra vedalaştılar. Akşam belirtilen saatte, söz verdikleri üzere buluştular. Yazmak için kendilerine altı dakika ayırdıkları o zamana daha yarım saat olmasına rağmen ‘’hadi yapalım şu işi’’ dediler.

 

Ferengis günün yorgunluğunu atmak, hem de gün boyu yediği soğuğu biraz olsun hafifletmek için kaynattığı çorbasını yudumluyordu. Fatma ise dört yıl önce kar yağdığında örerim diye aldığı ipe bakıyordu. Yumuşacık, güneş gibi sıcacık iple ne öreceğine karar vermişti de ne ile öreceğini düşünüyordu. Ferengis kelimeyi sen söyle dediğinde şişe attığı ilmekleri sayıyordu. Tam yetmişinci ilmekte bıraktı şişi kenara ve bir renk söyle, bir de sayı dedi. Amacı düşünmeden yazacakları kelimeyi belirlerken de düşünmemekti. Sırf renklerinin güzelliğinden bile olsa başucunda tutabileceği eğlenceli birkaç kitabı eline aldı. Ferengis 17 demişti, renk olarak da sarı. Sarı Fatma’nın yıllar sonra örmeye karar verdiği yün yumağının rengiydi. Sarı renkli kitabın kapağında cesaret yazıyordu. On yedinci sayfayı açıp da kalemi koyduğu o herhangi bir noktadaki kelime sabah ikisinin de hayatlarına dahil ettikleri kelimeydi. Şimdi iki kadın, altı dakikada, şimdilik iki ayrı şehirde ama akıllarındaki bir şehirle ilgili ‘’Gelmek’’ üzerine yazacaklardı.

 

Esprili bir ses kaydının orta yerinde, sesinin rengi bir anda değişerek okudu yazdıklarını Ferengis.

‘’

Gelmek

Neyi beklediğimi bilemiyorum artık. Hatta bekleyip beklemediğimi de bilmiyorum. Gelmesini beklediğim hiç kimsenin aslında hiç gelmediğini ve hiçbir zaman gelmeyeceğini de anladığımda, vazgeçtim sanırım beklemekten. Vazgeçtim umut etmekten. Ve artık belki de gelmesin o hiç kimse istiyorum. Belki de yanlış hiç kimseleri bekliyordum, onu anlıyorum. Şimdilerde o çıkıp gelenlere, o kapıyı açar mıyım, onu da pek bilmiyorum. Sonra birden, bir fark ediyorum; zaten çok kalabalık. Şimdilerde ne zaman gidecekler diye neredeyse gözlerinin içine bakıyorum.’’

 

İkisi de çok uzun zamandır yazıyordu. Bir süredir de beraber yazıyorlardı ama zamanı var diyor, epey zamandır Ferengis paylaşmıyordu yazdıklarını. Hiç değişmemişti virgülün yeri. Tam nefes aldığı yere bir dünya sığdırıyor gibi duraklıyordu. Herkesin yarım nefes duraklasın diye koyduğu virgülde bir ömür duraklar gibi nefes alıyordu Ferengis. Sonra birden hızlanıyor, noktanın peşini kovalarcasına nefessiz koşuyordu. Fatma çok özlemişti onun cümlelerini. Onca konuştukları, yazıştıkları, dinleştikleri olmuştu ama bu yazılan başka bir şeydi. Yazılması bir yana okunması çok daha başka bir güzellikteydi. Bir kez daha dinledi. Sonra bir kez daha. Uzun zamandır okuyordu, izliyordu, dinliyordu ama dostunun kaleminden dökülen kelimeler kadar iyi gelmemişti hiçbiri. Gelmek seçtikleri kelimeydi. Her anlamda seçtikleri olmuştu.

 

Sonra kendi altı dakikasını okudu, kaydetti telefona ve yolladı dostuna Fatma.

‘’

Gelmek

Bir satır ile başlayayım sonra gerisi gelir elbet. Gelmek üzerine yazmaya karar verdiğimizde bütün dertlerimizin gideceğine inanırdık biz. Tam altı dakikamız vardı düşünmeden yazacağımız. Bu daha önce aldığımız ve ara ara uyguladığımız yazmak üzerine bir karardı ve bu sabah aldığımız yeni kararların yanına eklendi yeniden. Çok uzaklarda olduğunu sandığınız ama hep yanınızda hissettiğiniz birileri olmuştur sizin de. İşte benim de öyle biri’m var. O biri öyle biri ki, onunla yazmak, hayal kurmak, hedefler koymak ve akla gelebilecek her konuda konuşmak çok keyifli. Bunlar hep yaptığım şeyler olsa da hayatıma Ferengis girdiğinden beri çok daha değerli. Tuhaf olan yolumuz farklı gibi görünse de aynı yere varma telaşemiz ve oraya diğerini de çekme çabamız. Nasıl oluyor da bir kelime bir sürü soruyla birlikte gelip tek bir cevapta birleşebiliyor. Sadece yazacağımız kelimeyi seçmek için ona bir renk söyle dediğimde; örmek için yıllardır beklettiğim ve her nedense az önce elime aldığım ipin rengiyle aynı rengi söylemesi, ayrıca eylemsizliğimin sebebi olan en büyük korkumun üzerine gitmek için okuduğum kitabın rengi nasıl oluyor da sarı oluyor? O sarı kitabın adında cesaret geçerken, nasıl oluyor da Ferengis cesaretini önün katmış dolu dizgin koşan kısrak misali kelimelerini döküyor ağzından? Nasıl oluyor da seçilen kelime gelmek oluyor? Bütün bunlar tesadüf olabilir mi? Olmaz. Tesadüf diye bir şey yoktur. Anlaşılamasa da bir şekilde bir yerlerden birbirlerine bağlı iki insan geliyor akla..’’

 

Süre sınırlıdır. Sadece altı dakikaları vardır yazmak için. Zaman dolduğunda kalem bırakılır. Cümle yarım kalsa dahi sürdürülmez. İki kadın bir şehir için yazmaya başladığında göze aldıkları tek şeydir kısıtlanmış zaman. Söylenen kelime ile ilgili akla ilk gelenlerin yazılmasıdır asıl amaç. Edebi bir metin çıkarmak değildir amaçları. Bahar temizliği gibi dip köşe temizlik için yazarlar. Belki her birinden bir roman çıkacaktır daha sonraları ama şimdilik sadece altı dakikalık boşaltım sürecidir birlikte yaşadıkları. Gelmek üzerine konuştukları aynı günün akşamında gelen bir işarettir belki de. Belki de gelmek, gideni varsa beklenen, gidilmişse özlenen cevaptır.

Bir cevap yazın

error: Paylaşmak için izin aldın mı???