Eski Bir Hikâyenin Yeni İsmi

Zaman

Bu sabah bir arkadaşımla daha yazmak için sebep yarattık kendimize. Birbirimizi motive etmek adına bir karar aldık. Evde kaldığımız bu süreci ikimiz de yazarak değerlendirecektik zaten. Özel olan bunu birlikte yapmak isteyişimizdi. Çünkü öyle bir zamana gelmiştik ki birlikte yaptığımız şeylerin neredeyse tamamı var etmek yerine yok etmek, tüketmek içindi. Büyük şehirler kurduk, toprağı yok ettik öce. Fabrikalar kurduk, havayı, suyu tükettik. Çoğaldık doğayı, diğer canlıları tükettik. Yedik, içtik, eğlendik zamanımızı tükettik. İnsan, toplumsal bir varlık sonuçta. Yalnız yapabilmesi muhtemel olsa da doğası gereği paylaşımcı olması gerekir. Unuttuğumuz bir şey olsa da paylaşmak tüketim değildi, çoğaltmak için gerekliydi ama biz bunu da tükettik.  

Çocukluğumda hiç günlük yazmamış biri olarak eğer yalnızlık isteseydim günlük tutardım. Bunu yapmanın tam zamanı ama ben yazmayı tutmak için değil anlatmak için seçiyorum. Anlatmak bir nevi paylaşmak aslında benim için. Bilmek güzel şey elbet, bildiğini anlatmak, başkalarına da aktarmak paylaşımdır. Paylaşım ise tüketmenin aksine çoğaltmaktır. Burada amaç öğretmek, bilgilendirmek değildir yanlış anlaşılmasın. Niyet edilen şey vermektir. İsteyenin istediği zaman ve istediği şekilde alabileceği şeyleri paylaşıma açmaktır. Hayatta her şey eğitimle gelişmez sonuçta, öğreti için tecrübe de gerekir. Çocukken her şeyi kendimiz deneyerek öğrensek de büyüdükçe başkalarının denediklerini gözlemlemek deneyim sayılabilir.

Çok çok eski zamanlarda insanlar, ateşin etrafında oturup birbirlerine bir şeyler anlatırlarmış. Zamanla bunu yapmayı bırakmışlar ama birileri vazgeçmemiş, anlatmaya devam etmiş. Diyar diyar gezmiş ve hikayeler anlatmış. Dinleyenler olmuş, dinlemeyenler de olmuş. Yine de anlatılmış hikayeler. Anlatanlara inanmak yerine dinlemeyenlere inanmaya başladığımızda hikayeler masal olmuş. İnanmayı o kadar unutmuşuz ki karşılaştığımızda efsane sanmışız. Hikâye anlatıcıları masalcılara, Masalcıların anlattıkları efsanelere dönüşmüş. Öyle anlaşılmaz, öyle ulaşılmaz olmuş ki hikayeler, gerçek dışı sanılmış. Geride kalan, eskiye dair olan her şey neredeyse unutuluvermiş. Hatta bir süre sonra yalanlanmış. Nasıl olsa birilerinin bize anlattığı masallar gibi bir zaman gelmiş bizzat kendimiz de kendimizi geçmiş zaman diyerek kandırmışız. Unuttuğumuz şeyleri anlatanlar çıksa da ara sıra yalancı demişiz, dinlememişiz. Geçmişi yitirmişiz.

 

Şimdi ise başka bir kavganın içindeyiz. Çünkü geçmişle uğraşmayı bırakınca geleceğin peşine düştük. Hayat kavgası dedik adına. Hayat neden kavga olsun ki demedik. Çünkü hep bir mücadele, hep bir yenilgi, hüsran vardı hayatımızda. En azından benim için öyleydi. Ve her şeye rağmen direndiğim için de sert geçiyordu mücadelem. İtişme gibi, bazen de kakışma. Belki de böyle bir didişmeden memnun olmayan taraf olduğum için ve bunu sürdüren benmişim gibi gözüksem de başlatanın ben olmadığım rahatlığıyla kavga demek işime geliyordu. Nasıl olsa her kavga bir gün bitmeyecek mi? Sürekli kavga edilemez sonuçta. Hep yenilgi insanı bıktırır bir süre sonra ve teslim olur. Sürekli kazanan olmak da sıkmaz mı insanı, eh dedirtip başka taraflara yöneltebilir. Kavgadan vaz geçmek gerekir sırf bu yüzden çünkü kazananı yoktur. Nereden geldim bu konuya? Ah evet, hatırladım. Yarınlar…

 

Yarınlarımı düşünmeden geçirdiğim zamanlarım olmuş mudur pek hatırlamıyorum. Hep bir gelecek endişesi, hep bir yarın ne olacak kaygısı. Oysa dünü düşünmek kadar etkisiz yarını düşünmek. Bugünü kaçırıyorsun bunu yaptığın için. Hadi diyelim bugün kaçtı ve yarın oldu. Ve sen hep yarını düşünürken kaçırdığın bugüne yarınların birinde rastlarım mı sanıyorsun? Yarınlarda rastladığın o gün, bugün olmuyor maalesef. Senin karşına çıktığında yaşanmış ve bitmiş oluyor. Yani geçmiş gün oluyor. Geçmişi düşünmeme kararı almıştın, bırakmıştır. Senin olacağı bile belli olmayan geleceği düşünürken de şimdiyi kaçırdın. Dünü unuttun, yarın senin değilken düşünürken de bugünü yitirdin, yani yaşamadın. O zaman hiç yaşamamış oluyorsun. Var olmamış gibi.

 

Bütün uğraş var olabilmek uğruna yapılırken ve sırf var olduğunu kanıtlamak uğruna geçmişe tutunurken bugünü yaşayamama ihtimalin için bırakmıştın geçmişe takılı kalmayı. Sonra da geleceğe esir esir ederek kendini şimdini ziyan ettin. Hadi toparlan. Var olduğun tek an için kendine gel. Şimdi için, şimdide olmak için an’ da kalmayı başar. Nasıl ki yıllar öncesini düşünmeyi bırakmıştın bir süre önce, hani değiştiremeyeceklerin için yaşamayı ertelememe kararı verdiğin o gün yaptığın gibi henüz var olmayan yarını düşünmeyi de bırakabilirsin. Başarabilirsin. Yarın var olacaksa senin olacaktır zaten. Senin olabileceğin tek yer şimdide kalarak yarınlarına izin ver. Tüm bu düşünmelerimin sonunda karar verdim. Bir yıldız gibi kayıp gitmeden önce, ardından dilek tutmak yerine bu günümü yaşamaya niyet ettim. Dünün ardından bakmak gibiydi yarınların ardından koşmak. İkisi de bugünü harcatıyordu bana. Benim isteğim tüketmek değildi, çoğaltmaktı ya hani, işte bu yüzden bir kez daha anladım anda kalırsam ve şimdiyi yaşarsam zamanın ta kendisi olacağım.

 

Bir şey daha anladım. Ne zaman yazmaya başlasam, bilgisayarımın hemen yanında duran kalemim başka bir yüzeyde bambaşka şeyler karalamak istiyor. Yüzüm bilgisayarıma dönük olduğu halde ellerimle etrafımı yoklayarak bulduğum defterin araladığım sayfasında benimle ilgili olmayan düşünceler kelimelere dönüşüyor. Hiç yaşadığımı hatırlamadığım, benimle ilgili olmadığından öylesine emin olduğum şeyler ki yazdıklarım, sanki birileri, yanında oturduğum pencerenin aralık camından içeri sızan rüzgarla birlikte odama doluveren bahar kokusuna bir şeyler saklamış da onu kokladığımda beynimin içine giren başka zamanlara ait, başka birilerinin söylemek istedikleri gibi. Uzun cümleler kurmamak lazım diyenlere derdimi işte tam da bu yüzden anlatamıyorum. Cümlelerimin uzaması mesafenin kısalığından olabilir, bilemiyorum. Çünkü kalemin kağıtla buluştuğu zamanlarda yazılanlar çok uzaklardan geliyor olsa gerek daha kısa cümleler, onu da bilemiyorum. Bildiğim tek şey var, uzun da olsalar, kısa da yazılsalar yazılana kadar benim, yazıldıktan sonra hepimizin olduğu.

Zaman

Zaman, Sen gittin ya bir zaman

İnandıramadım kendimi

Var olanlar bitti sandım, seninle birlikte gitti sandım.

Zaman, sen bittin ya bir zaman

İnandırdım kendimi işte o an

Zaman biter ben giderim, anladım.

Gittiğinde bitmezmiş meğer Onu anladım

Bittiğinde zaman, gidermiş insan, onu da anladım

Gitse de zaman, silinmez yaşanan

Eskir sadece, acır var olan

Gidenin ardından yaşanan güne üzülemezsin bu yüzden

İşte tam da bu yüzden

Eski bir hikâyeye yeni bir isim veremezsin.

Zamandır sadece sen var oldukça var olan…

Bir cevap yazın

error: Paylaşmak için izin aldın mı???