Dört

Fotoğrafta çok farklı durmasalar da birbirinden farklı dört kütle var. Biri tahta diğer üçü taş. Ortak noktaları doğal olmaları. Başka ortaklıkları da olabilir ancak konumuz bu değil. Farklı olmaları ile ilgili bir sürü sebep sıralanabilir düzeyde ama konumuz bu da değil. Biri tahta diğerleri taş olduğuna göre neden dört farklı kütle, iki tip şey var denebilirdi ancak bunu anlatmayı de seçmiyorum çünkü buradaki mesele ne oldukları değil neden birlikte olduklarıyla alakalı.

 

Bunu ben yaptım. Bu dört farklı şeyi bir araya ben getirdim. Sebebi yok öyle olsun istedim. Önce tahtayı masanın üzerine koydum sonra tahtanın üzerine bir taş yerleştirdim. Tamamen can sıkıntısından. Sonra taşın üzerine başka bir taş koydum. Hiçbir etken yokken üst üste durabildiler. Fiziki durumları buna uygundu. Düz bir zemin üzerinde duran, düzgün yüzeylere sahip, ikisi benzer biri başka yapıda üç başka şey, üst üste ve birlikte durabiliyordu. Hiçbiri bu duruma itiraz etmiyordu. Rüzgârlı bir hava olması birlikteliklerine engel oluşturmuyordu. Nedense tüm olumsuz şartlara direnç gösterebilme yetenekleri vardı. Bilimsel veya sosyolojik bir deney yapmıyordum. Neden direndiklerini sorgulamıyorum çünkü önemi yok. Çünkü ben öyle istiyorum. Yani onları üst üste koyduğumda öylece durmalarını istiyordum ve durdular. Ama yetmedi. İçimden bir ses -ki bunun saçma bir dürtü olduğunu sanıyorum- bu durumu zorlaştırmalısın dedi. Ben de öyle yaptım. Başka bir taşı daha aldım ve bu sefer rüzgâr, denge ve daha bilmediğim olası bin türlü sebepten dolayı yapamam zannetsem de taşı koymayı denedim. Olmadı tabi, durmadı. Dikey yerleştirmeye çalıştığım en üstteki taş, her seferinde devrildi. Kısa bir süre önce bunu yapan birine sormuştum. Anlattıklarını hatırladığım kadarıyla uyguladım. Onun öğretisine kendi dikkatimi ve sabrımı ilave ederek yeniden denedim ve oldu. Evet, ben öyle olsun istemiştim ve öyle oldu. Tam istediğim gibi. Yatay bir taşın üstünde duran dikey bir taş. Hiçbir yapıştırıcı kullanmadan, başka bir desteğe ihtiyaç duymadan birbirinden tamamen farklı özellikte, farklı türde, tipte üç taşı bir tahtanın üzerinde bir araya getirebilmiştim. Can sıkıntısından demiştim ya itiraf ediyorum değildi.

 

Bütün bunlar fotoğraf çekmek içindi. Bir de yaptıktan sonra bile nedenini hala anlayamadığım bu taşların nasıl dikey durabildiklerini izlemek içindi. Ayrıca bazılarınızda pek bir şey fark ettirmeyecek olsa da sizleri gereksiz bir konuda bir süreliğine alıkoymak içindi. Taş deyip geçmeyelim diyeydi. Biri dağlardan, biri dereden, biri de denizden çıkarılmış olan birbirinden çok farklı üç taşın bir tahta ile tamamen kendi istekleri dışında, saçma sapan bir sebep uğruna bir araya gelebilme hikayesini yazmak istedim belki. Belki de sabır ve inançla çok şeyler yapabileceğimi, gerek olmasa da oldurabileceğimi, imkânım yoksa yaratabileceğimi görmek istedim. Bir şeyler yapmak için kabiliyetten önce merak veya istek duymak gerektiğini anlatmak istedim. Yapmaktansa söylemek daha kolay olduğundan zor olanı denemek istedim. Daha da kötü bütün bunları yazmak istedim. Kötüsü diyorum çünkü bütün bunlara başkalarını da dahil etmiş oldum. Hem yaptım hem de yaptıklarımı anlattım. Merak bulaştırdım. Neden mi? Ben bu yaptıklarımı bir gün unutursam hatırlayan birileri olsun diye. Neyi mi? Taşları. Bir de ne yaparsak yapalım iyilik, güzellik ve doğruluk uğruna yapmamız gerektiğini. Bize yaramıyor diye yapmamaktansa belki birilerine ilham oluruz diye bir şeyler yapmaktan asla vazgeçmemeyi. Yoksa ben de boş boş oturmayı becerebiliyorum. Çoğumuz gibi. Hiç kimse dört başı mamur değil. Hepimiz birçok konuda aynıyız. Farklıyız da aynı zamanda ama eşsiz değiliz. Bir benzerimiz var mutlaka.

 

Başlık neden mi dört? Farklı olsun istedim. Benzersiz ve tek olan bir şey anlatacak olsaydım, başlığa “Bir” yazardım. Ki onu da eşsizliğini, muhteşemliğini anlatamazdım zaten.

26 Eylül 2020

Bir cevap yazın

error: Paylaşmak için izin aldın mı???